pain & glory

2019 Almodovar

Akşama pek enerjim kalmamış oluyor ve dizi ya da Instagram’la vakit geçiriyorum. Ancak geçen gün kendimi biraz zorladım ve ‘Acı ve Zafer’i izledim. Banderas muhteşem. Tabii izlerken filmde evden çıkamıyor oluşumuzla bağlayabileceğim onlarca şey buldum. İyi film de böyle bir şey.

Parenthood (1989)

Oyuncu Helen Mirren çocuk yapmama kararından sadece bir kez pişmanlık duyduğunu, ve o ‘bir kez’in de Parenthood (Çılgın Aile) filmini izledikten sonraki 20 dakika olduğunu söylemiş.

Filmin ikonik sahneleri arasından bir tane seçecektim ama olmadı, üstelik daha da çoğaltabilirdim.

Birini herhangi bir hayat biçimine (burada çocuklu hayat söz konusu), onun en sevimsiz yanlarını anlatarak özendirmek marifet ister ki, işte film bunu başarıyor 🙂

The Killing

home was us…

Noodle Salad

Carol Connelly: OK, we all have these terrible stories to get over, and you-…

Melvin Udall: It’s not true. Some of us have great stories, pretty stories that take place at lakes with boats and friends and noodle salad. Just no one in this car. But, a lot of people, that’s their story. Good times, noodle salad. What makes it so hard is not that you had it bad, but that you’re that pissed that so many others had it good.

and the Oscar goes to…

‘Birdman’, Oscarlar dahil her bir organizasyondan aldığı her bir heykelciğini hak eden bir film. Kendi iç dünyasını anlatmaya kalkışanlar çoğu kez ‘biliyorum ama anlatamıyorum’ modunda sıkışır kalır. Sevgi ihtiyacı, güvensizlik, başarısızlık, korkular, pişmanlıklar vs ile ilgili konuşmak, iki satır yazmak hiç kolay değildir çünkü klişelere saplanmadan, acılı Adana tadı vermeden diyeceğini diyebilmek marifet ister. Marifeti olan da işte böyle bir filmle diyeceğini der, hem de evrensel bir dilde ve hem de tek çekimde.

‘Whiplash’ küçük bütçesine rağmen bu yıl onca zahmetli filmin karşısına dikilebildi. Gerçekten de yılın en iyi filmlerinden. Hırs, tutku ve duygusal taciz gibi, duygusu izleyiciye geçmezse bir çuval incirin berbat olacağı kavramları hakkını vererek işliyor. Bunu müzik etrafında yapışı da ustalıklı. Hiçbir enstrüman çalmayan veya hiç caz dinlemeyen bir izleyici de herhangi bir eksiklik hissetmeden filme kaptırabilir ki, zaten film bunu yapamasaydı bu kadar ses getiremeyebilirdi.

‘American Sniper’, etrafında kopan gürültüyü bir türlü anlayamadığım bir film oldu. Clint Eastwood hayranlığım nedeniyle büyük hevesle karşısına oturmuş olmama karşın, filmin derdi nedir anlamış değilim. Irak’ta, yeri gelince çocuğa da nişan alan keskin bir nişancı, ordu içinde bir kahramana dönüşüyor ve kendini iyice kaptırıp bir türlü savaşı bırakamıyor. Sonrası bende yok. Film gerçek hayat hikayesi ve olumlu eleştirilerin çoğu, filmin bir askerin karmaşık psikolojisini çok iyi verdiği etrafında dönüyor. Sorun şu ki adam gayet net. Öldürebiliyor ve zemin bulmuş öldürüyor. Ayrıca bütün Iraklıların öcü gösterildiği bir savaş filmini de hiç takdir edemeyeceğim şimdi.