Phuket’e Uçuş ve Varış

first-class

4 ay boyunca, artık tatil de denmez böyle bir süreye ne denir, Türkiye’de kaldıktan sonra yeniden Phuket’teyiz. Uçuş sorunsuzdu ve nasıl olduysa THY’nin nispeten geniş koltuk aralıklı, Boeing 777 / 300ER tipi uçağına denk geldik. İlk kez Tayland’a uçmak üzere uçağa bindiğimizde yukarıdaki first class kabininden geçerken, ekonomi sınıfı için de bir güzellik düşünmüşlerdir demiştim. Fakat bizim kabine girer girmez, görüp göreceğimizin amaçsız bir LED aydınlatma ve bir de eğlence ekranı olduğu ortaya çıktı. Önceki uçuşlarımızda arada uçağımızın aşçısı da gülerek aramızda dolaşıyordu fakat bu kez ne olduysa kendisini göremedik.

boeing

İşte bizim koltuklar.

Konu açılmışken THY’nin dünyadaki diğer havayolu şirketlerine kıyasla en dar koltuk aralığına sahip firmalar arasında olduğunu ve buna her seferinde sinirlendiğimizi, sırf bu yüzden first, business gibi yayılmalı kabinlerde uçanlara küfrettiğimizi belirteyim. Bir de şaka gibi bir mil programı. Hesapladık, bırak bedava bileti, on sene boyunca her yıl bu on saatlik uçuşlardan yaparsak, belki bir business uçabiliriz. Neyse, öyle ya da böyle yola çıkarken insanda bir sevinç, bir heyecan oluyor ve uçaktan indiği an bu tip ayrıntıları unutuveriyor.

Phuket’e gelirken aklımızdaki ilk konu eğitim vizemizi uzatmanın kolay olup olmayacağıydı ama biz daha buradaki 2. günümüzde vizeyi uzatmamaya ve Tayland’daki öğrenciliğimize son vermeye karar verdik. Çünkü engel çıkmadığı takdirde çevre ülkeleri gezmeyi kafaya koyduk.  Sürekli kalmayacağımız bir ülkede öğrenci vizesi için mesai ve para harcamak anlamsız geldi. Başka bir ülkeyi gezdikten sonra canımız yine Tayland çekerse, 1 aylık turist vizesiyle girer, hasret gideririz dedik.

Bu kararı verdikten sonra tabii bir heyecan bastı. Nereye gidelim, neyle gidelim derken aceleye getirmemek adına birkaç gün buradayız. Sonra Bangkok ve işte oradan bakalım neresi?

Bodrum’da Bu Yaz

bodrum

Bodrum’da olmak her zamanki gibi nefes açıcıydı. Boni-furi-ben üçlüsünün geleneksel tatillerinden biri daha gerçekleşti. Anneyle, anneanneyle ve hatta gemiden inip aramıza katılan kardeş ve enişteyle de hasret giderildi. Tabii Kırpık da baş rollerden birindeydi. Alerji malerji diye uyuz ben, hayvancağızı yıllar yılı uzak tuttum kendimden. Burnundan bir öptüm bir öptüm bu sefer…

Bir gittim mi Ortakent’e hiç dönesim gelmiyor. Bu hep böyle olmuştur, yine oldu. Yalnız bu kez daha ilk günden ne kadar hafif olduğumu fark ettim. Bütün yılı Phuket’te geçirince haliyle Yahşi sularına bırakacak şehir ağırlığı kalmamış üzerimde-üzerimizde.  Benim açımdan başka bir farklılık da bu kez öyle sağa sola bakıp ah anılar vah anılar olmadım. Normali de bu herhalde. Bebekliğimden beri gittiğim bir yerde artık neyi anıp da nostalji rüzgarları estireceğim? ‘Barlar sokağı kalmadı artık’ cümlesini 8 yazdır söylüyordum, bu kez atladım mesela. Tabii bunlar da hep hafifletiyor insanı.

Belirtmeden geçemeyeceğim tek bir stres kaynağı vardı o da Turkcell VINN. Şimdi sorsan onların hiçbir suçu yoktur da vallahi biz internete bağlanmakta çok zorlandık. Krizlere girmediysek sebebi gündüz yapılan süper kahvaltı ve ardından deniz sefası terapisidir. Tabii ben böyle diyorum ama mesela anneannem ve komşuları siteye internet gelsin mi diye biz oradayken daha yeni oylama yaptı. İnterneti ekmek kapısı olarak görünce bu tip şeyler kulağa gerçek dışı geliyor.

Neyse bağlantıya kavuştuk işte, Eylül’de bir daha Bodrum’dan bildirebilmek dileğiyle, İstanbul’a devam.

Kadınların Yalnız Seyahat Etmesi

yolculuk

Bir kadının tek başına uzak diyarlara seyahat etmesi kimi kadınlar için ‘hayatta öyle bir şey yapmam’ iken diğerleri için ‘gayet normal, ne var ki bunda’ gibi iki uç tepki doğurabilecek bir başlık. Bana kalırsa en doğru yaklaşım, ikisini bir potada eriten bir anlayışla yola çıkmak.

Korkup kendini dünyanın güzelliklerden, sadece kadın olduğun için, mahrum bırakmak nasıl kabul edilemez bir durumsa, kendine fazlasıyla güvenip bazı ayrıntıları atlamak da o derece yanlış olabilir.

Güvenli bir seyahat için, kalacak yer seçiminin merkezi bir yerdeki, bilinir oteller arasından yapılması, kalabalıklardan kesinlikle kopulmaması (ne gece ne gündüz) ve yabancı bir yerde dolaşırken her zaman ne yaptığını, nereye gittiğini (öyle olmasa bile) biliyor havasında, güvenli bir tavırla dolaşılması yalnız yolculuk yapan kadınlara verilen en genel tavsiyeler arasında bulunuyor. ‘Ben yabancıyım, yeni geldim, buraları bilmiyorum, yalnız seyahat ediyorum’ gibi cümleler ise hiç sarf edilmemeli.

Bunlardan ayrı olarak çok önemli, bir başka güvenlik silahı ise, ‘seyahat boyunca kimseye güvenmemek’. Kadın ya da erkek tanımadığınız kişilerin rehberlik, yemek, parti, gezinti, ‘sizi oraya bırakayım’, ‘görmeniz gereken bir yer var’ gibi, sonsuz çeşitlendirilebilecek ‘eşlik’ vb. tekliflerine şüpheyle yaklaşmak veya hiç yaklaşmamak, pek çok tatsızlığı önleyebilir.

Elbette tek başına kaldığında herkes kendi sağduyusuyla baş başa. Trajedilerin dışında, harika yol arkadaşlığı hikayeleri de var. Ancak unutmamak lazım ki pek çok kişinin romantik ve insancıl duygularla, keşfetmek, ferahlamak, zenginleşmek için yola çıktığı bir sırada, sağduyu da kendini havaya kaptırıp, tembelleşebilir. Güzel duyguların arasına paranoya tohumları serpmek kulağa ne kadar ters gelse de maalesef gerekli diye düşünüyorum.

İstanbul ve Bodrum’un Ardından

Başka bir şey yazmadan İstanbul ve Bodrum ziyaretlerini özet geçeyim dedim ama erteleyip duruyorum ve böyle giderse ben İstanbul fotoğraflarını yükleyip yazana kadar Ekim ayı da blogda boş geçecek. Anlaşıldığı üzere Türkiye’de internete blog yazacak kadar uzun süreli bağlanmadım ve aslında bu vesileyle teknolojiyi de ayıpladım. Bu internet ne zaman havada bedava uçuşan bir şey olacak? Vınıydı, şifresiydi, paketiydi derken gereksiz zahmetlere girmemizi bu çağda kınıyorum.

İstanbul’a dönecek olursak kimselere istediğim gibi zaman ayıramamam, furi’yle birlikte Tayland’da verdiğimiz kiloların hepsini geri almamız ve buraya dönerken 7 kiloluk yiyecek yüklenmemiz en bomba noktalar. Yani vücuda depolananlar yetmedi, bir de yanımızda getirdik.

Herkesleri nasıl da özlemişim ama ne oldu, bir iki saat görüştüğümüzle kaldık. Programlar tutmadı. Anlaşıldı ki, Eylül ayı İstanbul’u ziyaret etmek için süper bir iklim sunuyor fakat henüz tatil döneminin kapanmamış olması, çakışan yolculuklara ve böylelikle buluşmaların sekteye uğramasına yol açıyor. En başta ben bir Bodrum yolculuğu yaptım ki aslında fena da olmadı, pek özlemişim.

Bodrum’un kendine has kokusunun tarifini çıkarayım diye çok uğraştım ama biraz tuz biraz melisa dışında içindekiler nedir tam karar veremeden döndüm zaten. İstanbul ise araba, araba ve bina bina, değişik de bulmadım, özel bir duygu da uyanmadı içimde.

Phuket’e gelince, biz yokken sular seller akmış ama biz yine güneşli günlere denk geldik.

Not: En kısa zamanda İstanbul fotolarından bir kuple yapılacak.

Laos / Vang Vieng

Başlıkta belirttiğim üzere fotoğraf Laos’ta Vang Vieng şehrinden. O kadar yakınımızda ki umarım bu manzarayı gidip kendi gözlerimizle görebiliriz.