Beni de evlatlık alsınlar…

Bir 3. dünya ülkesinden zor durumdaki e.k.’yı evlat edinse Angelina Jolie… Ben o maddoksla ve şilloyla arkadaş olsam… Hadi be…

American Dad – Dublaj Provası –

Simpsonlar o kadar uzun zamandır ekranlarda ki (17 Şubat 2008’de 412. bölümü yayınlanmış.) Amerikalılık’ı eleştiren başka bir çizgi dizi için ‘iyi fikir’ deme fırsatı bırakmıyor. ‘Family Guy’ ile Emmy Ödülü’ne kadar uzanan yapımcı Seth MacFarlane aynı zamanda ‘American Dad’ ekibindeki senaristlerden ve seslendirenlerden de biri. 1973 doğumlu MacFarlane yeni bir fikirle olmasa da karakterleri, esprileri ve araya serpiştirilen absürd sahneleriyle bu diziyi de tutturmuşa benziyor.

Çizgi dizilerin en eğlenceli bölümlerinden birine gelirsek… Tıpkı kamera arkası gibi, seslendirme arkasını izlemek de pek bir zevklidir her zaman. Buradaki videoda büyük olasılıkla anı olsun diye kamera önünde okuma provası yapılıyor.
Diziyi düzenli ve alt yazılı olarak Tv’den izlemek içinse şu an Dijitürk aboneliği gerekiyor.

Happy Feet (Neşeli Ayaklar)

Son dönemlerin en çok konuşulan animasyon filmlerinden Neşeli Ayaklar, 2007 yılında, ‘En İyi Animasyon’ dalındaki Oscar’ı, neşeyle kucaklamış bulunuyor. Nicole Kidman, Hugh Jackson ve Robbie Williams gibi dev isimler, penguen kılığında harikalar yaratıyor.

Neşeli Ayaklar (Happy Feet) animasyon filminin basit ama ilgi çekici bir hikâyesi var. Son derece zengin bir seslendirme kadrosunun da katkılarıyla, sevimli penguenlerin öyküsü aniden, müzikal bir şölene dönüşüyor.

Penguen Mumble’ın hüzünle başlayıp, önemli görevler edinmesiyle maceraya dönüşen yolculuğu, filmin ana konusu.
Mumble, Antarktika’nın sevimli sakinleri İmparator Penguenlerden biri ve bu neşeli topluluk kendine özgü bir takım geleneklere sahip. Hem kendilerini hem de aşklarını ifade edebilmek için penguenlerden her biri kendi şarkısını söylemek zorunda. Bu durum ayrıca, ruh eşlerini bulmalarının da tek yolu.
Böyle olunca da, Norma Jean’ın oğlu minik penguen Mumble’ın sesinin berbat olduğu anlaşılınca, işler karışmaya başlıyor. Mumble şarkı söyleyemediği için eş bulamama ve dolayısıyla da bir aile kuramama tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Onun özel yeteneği kimsenin umurunda olmuyor. Oysa Mumble, bir tap dansçısı olarak harikalar yaratıyor. Bu özelliği ile diğer bütün penguenlerden farklı olduğu ortaya çıkan Mumble, penguenlerin kuralcı lideri tarafından dışlanıyor. Ona kucak açan ise ‘yaratıklar’ oluyor.
Neşeli Ayaklar’ın yönetmeni, çoğu izleyicinin Mad Max filmlerinden hatırlayacağı, yönetmen George Miller. 1998 yılında Bebe Şehirde filmiyle animasyona olan ilgisinin ilk işaretlerini veren Miller, bu film için yıllar süren bir mesai harcamış bulunuyor. Hızla gelişen animasyon teknikleri yönetmene her seferinde yeni bir şeyler deneme fırsatı verince, gösterim tarihi de biraz gecikiyor.
Filmde Stevie Wonder’dan Prince’e, The Beatles’tan Freddie Mercury’e, tam bir müzik şöleni var. Dans sahnelerinde, efsane tap dansçısı Savion Glover’ın koreografisi kullanılıyor ve bu da sahnelerin seyrini oldukça zevkli kılıyor. Seslendirme kadrosunda yer alan ve Mumble’ın ebeveynini seslendiren Nicole Kidman ve Hugh Jackman ikilisi, filmdeki şarkıları da bizzat kendileri söylüyor. Performansları, es geçilemeyecek kadar iyi. Mumble’a ses veren aktör, geçtiğimiz yıllarda ‘Yüzüklerin Efendisi’ serisiyle yüzük taşıyıcısı olarak dünyaca tanınmış olan Elijah Wood. İki farklı karakteri canlandıran Robin Williams ise, animasyon da olsa, her zamanki gibi kılıktan kılığa girmekte hiç zorlanmıyor. İzleyicinin aktörü en çok alkışladığı parça ise, Latino Ramon olarak seslendirdiği Frank Sinatra’nın klasikleşmiş, ‘My Way’ şarkısı.

Animasyon film olarak, sadece büyüklere değil, çocuk izleyiciye de hitap eden, Neşeli Ayaklar, keyifle izlenecek bir aile filmi. Zekâ dolu espriler, seyircinin hayal gücüne güç katan canlı bir atmosfer ve tabii nefes kesen görsellik, animasyona sıcak bakmayanların bile sıkılmadan izleyebileceği bir film ortaya çıkarıyor.

Filmde insanoğlu, ‘uzaylılar’ olarak veriliyor. Hatta uzaylılar tarafından kaçırıldığını iddia eden bir penguen bile var. Bu sadece filmin içindeki ufak bir espri değil aslında. Miller bir şekilde, bu tür öykülerle birlikte, kendi hayatımızın dışında olup bitene dair nasıl fikir yürütüyoruz, bilinmeyene nasıl yaklaşıyoruz türündeki temaları da işlemiş oluyor. Elbette ana tema, farklılık üzerine. Bir animasyon filmi olarak Neşeli Ayaklar, beklenenin aksine, ekip çalışmasından ziyade bu kez, bireyselliği ve kişisel farklılığı alkışlıyor.
Sinema dünyasını yakından takip edenler, filmde kullanılan Norma Jean isminin, efsane yıldız Marlyn Monroe’nun gerçek ismi olduğunu hemen fark etmiş olacaklar. Memphis ismi ise, Memphis doğumlu Elvis Presley’e bir gönderme. Filmden bir diğer anekdot da Prince’le ilgili. İlk önce şarkılarının bir animasyon filmde kullanılmasını istemeyen sanatçı, filmden parçalar izledikten sonra fikrini değiştirmekle kalmıyor, bir de film için orijinal bir şarkı yazıyor.

Filme dair tek hüzünlü nokta ise filmin, timsah avcısı olarak dünyaca tanınan ve geçtiğimiz yıllarda vatoz ısırması sonucu hayatını kaydeden Steve Irwin’e adanmış olması. Son kez bir filmde yer almış olan Irwin, filmde Trev karakterini seslendiriyor.

Tür: Macera / Komedi / Animasyon

Yönetmen: George Miller

Senaryo: Warren Coleman, John Collee, George Miller, Judy Morris

Müzik: John Powell

Yapım: 2006, Avustralya / ABD
Seslendirenler: Elijah Wood (Mumble), Robin Williams (Ramone), Brittany Murphy (Gloria), Hugh Jackman (Memphis), Nicole Kidman (Norma Jean)

Messenger, The Story of Joan of Arc (Elçi: Jeanne d’Arc’ın Öyküsü)

Luc Besson 1999 yılında, Fransa’nın tarihi, kadın kahramanlarından Jeanne d’Arc’ın öyküsüyle izleyici karşısına çıktığında, herkesi çok şaşırttı. Yönetmenin kendisi ise bu filmi, bir özgürlük manifestosu olarak tanımladı.

Luc Besson’un “Léon” (Sevginin Gücü -1994) adlı filmini izleyip de büyülenmeyen ve yönetmenin ismini bir kenara kaydetmeyen sinemasever pek yoktur. Hele bir de çok daha gerilerden gelen “Metro” (1985), “Derin Mavi” (1988) ve “Nikita” (1990) adlı filmlerini de listeye ekleyince ortaya takdire şayan bir filmografi çıkar. Bu filmlerin ortak özelliği, belirli mekânlarda, az sayıda oyuncuyla, insan ruhunu keşfe çıkmaları olarak çerçevelenebilir. İşte tam da bu nedenden ötürü Luc Besson, tarihin belki de en tartışmalı kadın kahramanlarından Jeanne d’Arc’ı, iddialı savaş sahneleriyle birlikte perdeye yansıtınca, birbirinden farklı tepkilerle karşılaştı.

Filmin konusu 15. yüz yıl Fransa’sında yaşamış ve ‘Yüzyıl Savaşları’ sırasında İngiltere’ye karşı Fransız ordularını cesaretlendirerek, düşmanın geri püskürtülmesine yardımcı olmuş Jeanne d’Arc’ın hayat öyküsü. Fransa’nın savaşlardan bunaldığı, İngiltere işgaline uğradığı ve dahası iç savaşa sürüklendiği karanlık günlerde, 19 yaşında bir genç kız ortaya çıkar. Kendisine Tanrı’dan mesajlar geldiğini, Fransa Kralı olacak Charles’a, ülkesini kurtarmak adına yardım etmek için seçildiğini iddia eder. Halk tarafından destek gören genç Jeanne’a inananlar çoğaldıkça, ülkeyi yönetenler de ona kulak vermek zorunda kalırlar. Ve tarih sayfalarında yer aldığına göre Fransa, İngiltere ordularını birkaç yerde geri çekilmek zorunda bırakır. Ancak kendisi de kılıç kuşanıp orduyla birlikte savaşan Jeanne’ın düşman tarafından esir alınmasına kimse engel olamaz.

O yıllarda halkı kışkırtmakla ve dini sapkınlıkla suçlanarak İngilizler tarafından cezalandırılan Jeanne d’Arc, asırlar sonra aynı kilise tarafından azize ilan edildiğinden bu yana, hem tarihi hem de kutsal bir isim olarak anılmakta. Kimileri onun akıl hastası küçük bir kız olduğunu iddia etmeye devam ederken, kimileri de onun mucizelerine inanmayı sürdürmekte. Tanrı’nın sesini duysun ya da duymasın, Fransız ordularını peşinden sürüklemeyi başardığı kesin olan Jeanne d’Arc’ın öyküsü, elbette tam filmlik.

Luc Besson, Jeanne d’Arc’ı kutsal ve mucizevî bir varlık gibi görmektense, onun trajedisine yaklaşmayı dener gözükmekte. Dustin Hoffman tarafından başarıyla canlandırılan The Conscience, Jeanne’ın vicdanı olarak karşımıza çıkmakta. Bu karakter sayesinde genç kız, bir azize olmaktan çok, izleyici gözünde şaşkın ama inançlı, zavallı bir küçük kıza dönüşmekte. Bu tür efsaneleşmiş din ya da savaş kahramanlarının olmasını beklediğimiz kadar, korkusuz değil Jeanne d’Arc. Yönetmen kimi zaman epik bir öykü tuttururken, kimi zaman da genç kızın iç dünyasına dönerek, ona gerçekten ne olduğunu anlayabilir miyiz, sanki bir denemekte. Filmin Jeanne hakkındaki kararı onu daha az olağan dışı biri gibi göstermekten yana olsa da, izleyenler aslında neler olup bittiğine dair fikir yürütmekte serbestler. Besson’un filmi, pek de izleyicinin kararını etkilemekten yana değil.

Daha önce en çok Ingrid Bergman’ın duru yüzüyle hafızalarımıza kazınan Jeanne d’Arc, bu filmde başka bir mükemmel yüzle, Milla Jovovich’le hayat bulmakta. Jovovich, etrafı oldukça büyük isimlerle sarılı olmasına rağmen, rolünde oldukça başarılı. Daha önce yine “Beşinci Element” filminde birlikte çalışan ikili, yine başarılı bir işbirliği sunmaktalar.
John Malkovich, Faye Dunaway ve Vincent Cassel filmdeki, adları sayılmadan geçilemeyecek, diğer yıldızlar.

Neredeyse 160 dakikayı bulan süresine rağmen, izleyici tarafından ilgiyle karşılanan, İngilizce ismiyle, Messenger: The Story of Joan of Arc (Elçi: Jeanne D’Arc’ın Öyküsü), son yılların önemli savaş filmlerinden biri. Üstelik savaş sahnelerinden ziyade, savaş karşıtı olduğu ve savaşların ne büyük felaketlere gebe olduğunu göstermeye kalkıştığı için.

Bir süredir artık yönetmenliği bırakmak istediğini dile getiren Besson, bu filmdeki tarz değişikliğini ise kendi özgürlüğünün ilanı olarak açıklamakta. Kendisini tekrar etmekten korktuğu için mesleği bile bırakmayı düşünen yönetmeni, böyle iyi bir filmden dolayı suçlamak zaten çok zor.

Künye

Tür : Tarihi

Yönetmen : Luc Besson
Senaryo : Andrew Birkin , Luc Besson
Görüntü Yönetmeni : Thierry Arbogast
Müzik : Eric Serra Yapım : 1999
Oyuncular: Milla Jovovich , John Malkovich , Dustin Huffman, Faye Dunaway , Vincent Cassel

Luc Besson Filmografi

Arthur ile Minimoylar (2006)
Angel-A (2005)
Jeanne D’Arc (1999)
5. Güç (1997)
Sevginin Gücü (1994)
Nikita (1990)
Derinlik Sarhoşluğu (1988)
Metro (1985)
The Last Battle (1983)

Breaking & Entering (Hırsız)

‘Çalmanın’ Farklı Yöntemleri

Londra’daki ‘göçmen’ hayatına bu kez de Oscar’lı yönetmen Anthony Minghella bir göz atıyor. Yönetmenin kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı 2006 yapımı ‘Hırsız’da, Juliette Binoche ve Jude Law seyretmekten zevk alacağınız bir ikili oluşturuyorlar.

‘İngiliz Hasta’ ve ‘Soğuk Dağ’ filmleriyle bolca ödül sahibi olan ve geniş bir hayran kitlesi edinen yönetmen Anthony Minghella bu kez, göçmenler ve kimlik farklılıkları üzerine yoğunlaşıyor. Filmde iki mimar arkadaş Will (Jude Law) ve Sandy (Martin Freeman), Londra’nın gelişmekte olan semtlerinden King’s Cross’ta bir peyzaj mimarlığı firması kuruyorlar. Ne var ki özenle döşedikleri ofisleri kısa bir süre sonra çevredeki hırsızların ilgisini çekiyor. Arka arkaya gerçekleşen soygunlar kendisini canından bezdirince, yakışıklı mimar Will, hırsızın peşine düşmeye karar veriyor. Genç hırsız Miro’yu (Rafi Gavron), Bosna göçmeni annesi Amira’yla birlikte oturduğu eve kadar takip ediyor. Bu takip macerasına soygunları aydınlatmak üzere atılan Will, bir anda Amira ile beklenmedik bir arkadaşlık kuruyor.

Ülkemizde ‘Hırsız’ adıyla gösterime giren filmin orijinal ismi ‘Breaking and Entering’. İngiliz yönetmen Minghella 1990 yılında yazıp yönettiği ‘Truly, Madly, Deeply’ adlı filminden sonra ikinci kez kendi yazdığı ve Londra’yı temel aldığı bir senaryoyla kamera arkasına geçiyor. Yönetmenin senaryoyu oluşturma öyküsü de hayli ilginç. Minghella aslında uzun bir süre, yeni evli bir çiftin başına gelen hırsızlık konulu bir öykü geliştirmeye çalışıyor. Araya giren projeler nedeniyle yazmayı ertelediği senaryo, yönetmenin Londra’daki ofisinin 16. kez soyulmasının ardından işte bu son şeklini alıyor. Sadece hırsızlık, suç ve affetmek kavramlarıyla yetinmeyen yönetmen, Londra’daki farklı yaşamlara ve değişik sosyal sınıflara da göz atma fırsatı buluyor. Suçlunun ve kurbanın aynı odada yan yana gelip diyalog kurmaları Minghella’ya göre filmin kilit noktalarından biri.

Anthony Minghella ve Jude Law bu filmle birlikte üçüncü kez bir araya geliyorlar. Bugün 35 yaşında olan Law’un oyunculuğa ilk adım atışı 1995 yılında rol aldığı ve sanat adına soyunmaktan da kaçınmadığı ‘Indiscretions’ adlı oyunla gerçekleşiyor. Yönetmenle ilk tanışmaları ise 1999 yılında ‘Yetenekli Bay Ripley’ (The Talented Mr. Ripley) filmiyle oluyor. Jude Law, o filmdeki Dickie Greenleaf rolüyle Oscar ve Altın Küre adayı olarak büyük bir başarıya imza atıyor ve dünya çapında şöhrete kavuşuyor. Hollywood’daki yerini ise Steven Spielberg’in ‘Yapay Zekâ’ (A.I.) adlı filmindeki jigolo Joe rolüyle sağlamlaştırıyor. Bu arada ‘Natural Nylon’ adlı bir film şirketine de ortak olan aktör, 2003 yılında ‘Soğuk Dağ’ (Cold Mountain) filminde Minghella ile yeniden çalışma fırsatı buluyor.
Hem Law hem de Minghella daha önce çalışmış olmanın verdiği avantajı ‘Hırsız’da gayet iyi değerlendirdiklerini düşünüyorlar. Jude Law artık sadece senaryoyu okuyarak bile rol ile ilgili yönetmenin ne istediğini anlayabildiğini söylüyor.

Filmin göçmen kadın karakteri, Fransız oyuncu Juliette Binoche’u sinemaseverler birçok uluslararası projeden tanıyor. Fransa’da André Techiné imzalı ‘Randevu’ (Rendez-vous) filmiyle 1985 yılında César ödülünü kucaklayarak ünlenen aktrisin ilk İngilizce filmi ‘Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’ onun dünya çapında bir oyuncu olacağını müjdeliyor. Çok geçmeden Krzystof Kieslowski’nin ‘Renkler’ üçlemesinin en popüler filmlerinden ‘Mavi’nin ardından Binoche, dünya çapında sinemanın önemli isimlerinden biri olarak kabul ediliyor. Tıpkı Jude Law gibi, Juliette Binoche da yönetmen Minghella ile daha önce çalışma fırsatı bulmuş bir oyuncu. Üstelik bu beraberlikten aktrisin bir de Oscar’ı var. Yönetmenin sinema çevrelerinde oldukça beğenilen ‘İngiliz Hasta’ adlı filmi Oscar rekortmeni olurken Binoche’a da en iyi yardımcı kadın oyuncu kategorisinde ödül getiriyor.

Filmin kadın oyuncularından söz açılmışken, kimse Sean Penn’in eşi olarak anmadan geçemese de, oyunculuğu da konuşulan aktris Robin Wright Penn, ‘Hırsız’da Jude Law’un sevgilisini canlandırıyor.

Yıldız oyuncuları ve ilginç konusuyla dikkatleri çeken ‘Hırsız’ın, sinematografik başarısını da unutmamak gerek. Önceki filmlerinde olduğu gibi, Minghella bu filminde de hem mekân düzenlemeleri hem de kamera hareketleri başta olmak üzere sinemanın görsel anlatım gücünü sonuna kadar kullanıyor.

Filmin Künyesi

Tür: Dram / Romantik / Gerilim Yönetmen: Anthony Minghella Senaryo: Anthony Minghella Görüntü Yönetmeni: Benoit Delhomme Yapım Yılı: 2006
Oyuncular: Juliette Binoche (Amira), Jude Law (Will), Robin Wright Penn (Liv), Vera Farmiga (Oana), Martin Freeman (Sandy), Rafi Gavron (Miro)

Yönetmenin Filmleri

* Hırsız / Breaking and Entering (2006)
* Soğuk Dağ / Cold Mountain (2003)
* Oyun / Play (2000)
* Yetenekli Bay Ripley / The Talented Mr. Ripley (1999) * İngiliz Hasta / The English Patient (1996)
* Mr. Wonderful (1993)
* Truly Madly Deeply (1990)