Hoş Geldin 3

Hala bebeğimsin ama ölçeğe göre artık çocuksun. 3 yaşa 1 ay kala yepyeni birisin. Bu kavşaklar da bana hep zor geliyor.

Çocuklar her şeyin en güzelini hak ediyor. En çok da kendisiyle barışık ebeveyn hak ediyor. Bir çocuğun sadece çocuk olduğunu, henüz beyni gelişmekte olan muhtaç bir varlık olduğunu unuttuğun anların dönüşü kiloyla vicdan azabı.

3 yaş zor bir yaş ama anladım ki çocukla hiçbir ilgisi yok. Zor bir yaş çünkü artık agu gugu yemiyor, yetişkinin ipleri eline alması, ne yaptığını az çok bilmesi gerekiyor. “Önemli olan sevgi ilgi” tesellisi ebeveyne de çocuğa da yetmiyor.

Bir de öyle de bir zamandayız ki. Yukarıdaki gönderi tam da bunu eleştiriyor. Kafandaki herhangi bir soruya cevap verdiğini düşündüğün bilirkişiler ağaç yontmayı anlatıp ‘ama elindeki cam biblo’ diye konuyu bağlayıveriyorlar. Gelenekselin çöp sayıldığı, çocuğunu elinde beyaz ekmekle görmesinler diye endişelendiğin, mükemmel sanal annelerin girdabına kapılmamak için çırpındığın yetmiyor, üstüne Türkiye’de yaşıyorsun. Hahahahahhaa.

Hani düşe kalka büyüyordu? Bence bu kafa sürerse gelecek nesil anne adayları, pedagog olmadığı halde çocuk dünyaya getiren eskilere deli ya da cahil gözüyle bakacak.

Seni çok seviyorum canım yavrum ❤️.

örtük nefret

cocuk

21. Hafta

babeİçimde bir kalp daha atıyor ve sürecin tüm doğallığına karşın bu bana hala, böyle bir şey ancak gerilimi bol bir bilim kurgu filminde olabilirmiş gibi, inanması zor ve ürkütücü geliyor.

Kahve, kahve-sigara, kahve-sigara-balkon, kahve-sigara-balkon-sohbet… İşte benim henüz çok da gerilerde kalmış sayılmayacak saadet zincirim ve onu çok özlüyorum.

Kendimi bildim bileli, erken kalkmam gerekse de gerekmese de geç yattım, gece kuşuydum ve hamilelikte bu değişecek sanıyordum. En azından şimdiye kadar yakınımdaki anne adaylarından duyduğum buydu. TV önünde erkenden gözlerim kapanacaktı. Öyle olmadığı gibi aksine şimdi eskisinden bile zor uykum geliyor. Hamilelikte uykusuzluğa da sık rastlanıyormuş meğer. Buna üzüldüğümü söyleyemem, seviniyorum hatta. Hiç sevmedim erkenden uyumayı.

Hormonlardaki değişimin tepkileri değiştirmesiyle kendimi dışarıdan izliyor gibiyim. Duygular aynı duygular ama çarpı beş, çarpı on.

Bebek eşyaları ve özellikle bebek giysileri konusunda hislerim karmaşık. Elime aldığım zaman bunlara sığacak kadar küçük bir canlıya nasıl bakacağıma dair paniğe kapılıyorum.

Ülkenin içinde bulunduğu durumun farkındayım ama geleceğe dair düşüncelerimi asla gölgelemiyorum. Belki hayat bu ülkeden ibaret olmadığı için belki de bazen değil on yıllar içerisinde, bir günde bile sanılandan çok başka yöne akmaya başladığı için. Günlerin getirdiğine göre hep beraber elimizden geleni yapacağız. Bu ‘hep beraber’ sözünün içimi titretişini baştaki rantçılar ya da yalakaları şu an bozamıyor işte.

Barbie Etkisi

İlkokul çağındaki tsunamizede çocuklar için bizim kursta yardım toplanıyor ve ‘Ne almalıyız?’ diye sorduğumuzda ‘Her şey olabilir, her şeye ihtiyaçları var’ cevabını aldık. Böyle zamanlarda gayri ihtiyari yiyecek ve giysi yardımları her zaman daha çok yapılıyor ancak hepimiz biliyoruz ki zengin, yoksul fark etmeksizin bu yaşlardaki çocukları en çok cezbedecek olan oyuncaklardır. Renkli, parlak, uçan, kaçan her şey baş döndürür. Evin erzağının tamamlanması o kadar da akıllarını başlarından almaz.

Raftaki oyuncaklara bakarken ne kadar delireceklerini bilsem de elim silahlara, kılıçlara varmadı. Başka bir dolu seçenek varken silahların çocuklara oyuncak olarak sevdirilmesi bana garip geliyor. Fakat sıra kızların rafına geldiğinde her daim eleştirdiğim Barbie bebeklerden ben de gözlerimi alamadım. Yüzlercesi raflara dizilmiş, bir dolu kabarık saçlı ve parlak giysili bebeği görünce Barbie etkisine maruz kaldım. Her şey ne kadar değişmişken, başkalaşmışken bu bebeklerin modasının geçmemesi sanırım güzellik anlayışının o zamandan bu zamana aynı kalmasıyla ilgili. Sonuç olarak belki zamanında benim de elimden düşmediği ve o duyguyu bildiğim için tutamadım kendimi bir de Barbie attım sepete.

Gerçi bu benimkinin adı Barbie değil de Sally mi ne.

Çocuk İsimleri

Bir çocuğa isim koymak herhalde dünyanın en zor işlerinden biri. Bu konuda kararsız olmak bence gayet anlaşılır ve sağlıklı bir tavır.

Esas kararlı olanlardan korkmalı. Yani çok emin, çocuğun ismini bulmuş ve minik insana pat diye yapıştırıyor onu. Evlere şenlik son örneğimiz televizyon dünyasından geldi: ‘Ali Mavi’. Hadi Mavi dedin, tabuları yıktın, baştaki Ali ne? Mavi’yi nötralize ediyor herhalde.

Son aylarda duyduğum bir başka ‘neeeeeeee?’ isim ‘Sen’ idi.  Onun dışında ‘İstanbul’ da bana kalırsa insan ismi olarak zorlama. Ama tabii niye bana kalsın? Çocuklar benim değil.

Vardır bir bildikleri ama en çok da kalabalıktan sıyrılma, çocuğu daha ilk andan itibaren biricik kılma isteği diye anlıyorum ben bu alışılmadık isimleri. İsmi ilginç olursa çocuk da ileride sıkıcı bir yetişkin olmaz sanrısı belki de. Aile de nemalanıyor bu sıradışılıktan. Çocuk ismini kendi seçmedi ya, ebeveyn marifeti ne de olsa.

Öyle ya da böyle her isme alışılıyor. En ilginç ismi biz bulduk iddiası her dönem yaşanıyor. Bir 10 – 15 yıl önce mesela Ada, Su, Yağmur, Toyberk, Onguç, Berksin benzeri isimler ne kadar da acayipti. N’oldu, şimdi dalgası bile geçilmiyor. İşte bu yüzden zorlamamak en iyisi.