Diren Gezi Parkı #4

ofke

On gün önce, olayların iktidardakiler tarafından tırmandırılmasına dair okuduğum bazı teorilere ‘acaba bu mu?’ diye yaklaşıyordum. ‘Kendi halkını kışkırtarak, aşağılayarak başbakan ve ekibi nereye varmak istiyor olabilir?’ diye uzun uzun yazıyordu çeşitli gazeteci, akademisyen ya da diğer görüş bildirenler.

Bugünkü kişisel düşüncem ise olan bitenin ardında strateji falan olmadığı. RTE’nin beğenilmemeyi, takdir edilmemeyi kendine yedirememesinden başka bir derinliği yok bu kaosun. Orta Doğu’nun en başarılı lideri, büyük usta, heybetin yeter diye bütün dünya onu pohpohlarken, nasıl oldu da kendi ülkesinde halk bu kadar nankör olabildi? Anlayamadığı, kızdığı ve kızdıkça dozu gün be gün artan bir şiddetle cevap verdiği soru bu.

Olan biteni izlerken yapılan konuşmalara, seçilen kelimelere bakıyorum. Uzay gemisinden, telekineziden, Avrupa Parlamentosu’na yazılan mektubun dilinden, Melih Gökçek’in mesajlarından, Vali Mutlu’nun, Egemen Bağış’ın konuşmalarından ve bütün o diğer bakan, vali, milletvekili, belediye başkanı, müdür sıfatlı kişilerin açıklamalarından sonra benim anladığım, Türkiye’nin gerçekten inanılmaz şanslı bir ülke olduğu:

Çünkü bunca iki lafı bir araya getiremeyen, emir kulu olmak dışında ‘olmak’ nedir bilmeyen, siyaset, tarih, toplum, insan, kriz, ilim-bilim nedir, nasıldır hiçbir fikri olmayan bu yöneticilerle bu ülke niye hala çöl olmadı; niye bizler aç susuz sokaklarda sürünmüyoruz, başka türlü açıklayamıyorum.

Diren Gezi Parkı #2

bangkok

foto: Bangkok

‘Milli içeceğimiz biber gazı oldu’ diye artık herkes işi şakaya vurmuşken, hafta sonu olanlar herhalde en çok iktidarı şaşırttı. Doyma noktasını görebilmek için kibirden daha başka bir şeylerin gerektiği, mahallenin kabadayısı ağzıyla, kürsüden tükürükler saçmakla bu işlerin yürütülemeyeceği bir kez daha anlaşılmış oldu.

Doğa her zaman kazanır. İnsanları din, ırk, ideoloji, futbol, siyaset, şu-bu değil; ağaçlar bir araya getirdi.

Şimdiye dek her isyanı, ‘Bunlar bölücü, bunlar PKK’li’ diye kestirip atan RTE’nin, bu kez ağzı diline dolandı. Karanlık güçler, aşırı uçlar, kaymak tabaka, marjineller… ne diyeceğini bilemedi. İşkenceden başka bir bok bilmeyen polisin amansız şiddetini, kendi yalaka ve sansürcü basını önünde kabul etmek zorunda kaldı.

Ampul patladı, karizma çizildi.

Çok güzel ayrıntılar, tespitler, analizler, fotoğraflar var. Günlerce, yıllarca yazılacak, okunacak, konuşulacak ve tabii hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. (Biraz iddialı bitti ama hem kafiye oldu hem de dileğim bu.)