24 Haziran

Erken seçim ilan edildiğinde aklımdan ilk geçen “medya yok, hukuk yok öyleyse içimde kor gibi yanan bu enayilik hissiyle oy vermenin de bir anlamı yok”, oldu. Kendimce boykot. Sonra İnce çıktı, bir umut dalgası yayıldı. CHP adına saklı bir cevhermiş doğrusu. Diğer yandan, bunca umut tek adam ve lider odaklı yönetim belasından kurtulmak içinse, sahnede henüz gördüğüm bir politikacıya bir ayda hayran oldum demekten kaçınıyorum. Umarım 2. turda da olsa seçilir ve özgürlükleri, çoğulculuğu, liyakatı sisteme taşıyarak kendine hayran bırakır.

Nasıl geçecek bugün?

seçimle gelen…

img_9151

Elinde bavul, helikopterden inmiş cezaevine doğru giden bir Demirtaş fotosu dolaşıma girdi bugün. İşte şimdi bittin sen terör.

İnternete giriyor gibi yapabiliyoruz ama aslında giremiyoruz. Bu basit postu yayınlamak için bile dakikalar harcamak gerekiyor.

KHK ile başkanlık ilan edilemiyor mu? Bence araştırmakta fayda var, bayağı bir yükten kurtulmuş olurduk hepimiz.

7 Haziran

geziciler

Bu çok özel, kutlu günde aklımdan geçenlerden biri de şu an AKP’li politikacıların kendi aralarında ‘Halkımız beyefendinin geri planda olmasını istiyor, başkanlığını istemiyor.’ diye konuştuğu ve eldeki avantaları kaybetmemek adına uzunu geri plana iteceği.

Çok mu iyimserim? Ama ben de ne zamandır anlayamamaktan, kavrayamamaktan, şaşırmaktan bitap düşmüş haldeyim.

Soma’ya güya taziyeye gidip adam tokatlayan bir başbakan olabilir mi? Embe oğluyla harıl harıl para sıfırlamaya uğraştığı ortaya çıkan biri gerçekten ülkenin tek yöneticisi olmayı düşünebilir mi? 14 yaşındaki bir çocuğun hayaletiyle meydanlarda kavga edilir mi? Ne tür bir ülkede 9 gazete aynı servis manşetle çıkabilir? Belki de ömrünce 3 odalı bir evde oturamayacak olanlar nasıl 1000 odalı sarayı alkışlar? Uludere öyle geniş geniş kürtaja benzetilebilir mi? Gerçekten Yiğit Bulut gibiler mi layığımız?

Demokrasi sadece seçime gitmekmiş gibi bir algı yaratıp, bir ülkede seçim yapılıyorsa başa geçen dilediği gibi at koşturabilir dersen, o attan böyle düşmek de var işte.

Bir yandan da öyle bir hırs, öyle bir ego söz konusu ki, asla bunları bu şekilde okumayacak. Çoktan sarayında ejderha kanatlarını çıkarmış, alevlerini önce kimin üzerine salsın diye kudurmaya başlamıştır. Seçim sonuçları ortaya çıkmaya başladığında, ah keşke şöyle bir kare uğursuz yüzünün aldığı şekli görebilseydik!

2015 Seçimleri

melek

Klişeler sıkıcı, gülünç ve biraz da arsız olabiliyor. Ne kadar kaçmaya çalışsak da, kendimizi bacak bacak üstüne atmış, okkalı bir tanesini savururken bulabiliyoruz. Belki gururla belki de hüzünlü gözlerle şöyle diyoruz: ‘Hayat seçimlerden ibarettir.’ Sanırım bu düşünce yaşantımızı kontrol edebildiğimiz duygusunu verdiği için bu kadar popüler. Kulağa hoş geldiği kadar doğru mu acaba?

Beynimizin işleyişini ve karar mekanizmasını anlamaya çalışan ilginç bir çalışma var. Deneklerden bir matematik problemini çözmek üzere toplama – çıkarma işlemleri arasından seçim yapmaları isteniyor. Aynı anda bu kişilerin beyin faaliyetleri de izleniyor. Çalışmanın sonunda görülüyor ki kişiler herhangi bir karara varmadan 4 saniye önce (denek kendini düşünme aşamasında sanırken) beyinde nöronlar çoktan seçim yapma sürecini tamamlamış oluyor*. Yani daha biz bilmeden, beynimizin ne diyeceğimizi bilmesi söz konusu. Bir ben var benden içeri!

Akıl oyunlarının bir diğer ayağı da kendimizi kandırmaya bayılışımız. Yüzlerce iş arasından sadece birinin, hadi ikisinin hakkını vermeye ömrün yetmesi ya da birkaç milyarlık dünya nüfusuna rağmen yalnızca aynı binaya denk geldiklerimizi tanıyabilmemiz, hüzünlü hikayelerimize bir iki örnek. Buradan bakınca denizde, dümensiz bir sal üstünde herhangi bir kıyıya sürüklendikten sonra, ‘bu kıyıda inmeyi ben seçtim’ demeye benziyor seçimlerimiz.

Öyleyse hayatımız seçimlerimizden ibaret değil, hayatımız sadece farkındalığımız kadar. Nerede olursak olalım, ne yaparsak yapalım eldekinin kıymetini bildiğimiz ve başa geleni çekebildiğimiz kadar varız. Biz ne yöne saparsak hayat o doğrultuda etrafı şekillendiriyor ve olabileceklerin en iyisi zaten oluyor. Geçmişe şöyle bir baktığımızda o günün şartlarında ne kadar gurur duyduğumuz tercihlerimizin başımıza ne dertler açtığını ya da hiç istemeyerek, zorla, gönülsüzce el attıklarımızın ne kadar ballı börek bir hale dönüştüğünü de görebiliriz.

* Predicting free choices for abstract intentions