“Adam Kazandı.”

Kaç seçim sonrası aynı şey oluyor ama ders almıyorum. Yazayım da unutmayayım. Her seferinde ertesi gün diyorum ki, “değil bu iktidarın değişeceği ihtimalini, muhalefetin yanına yaklaşacağını bile nasıl düşündün?”.

Seçim bitti ve:

kutuplaşmanın oy kaymasını imkansızlaştırdığını, medyanın tek taraflı olduğunu sağın gerek amip gibi bölünerek gerek her lafını yutarak güçlendiğini, CHP’nin dönüm noktası bir gecede eldeki rakamları alt alta toplamaktan bile aciz olduğunu, Kılıçdaroğlu’nun Kılıçdaroğlu olduğunu, iktidarın hak hukuk adalet gözetmemesinin / yalanlarının / suçu başkalarına atmasının / kötülüklerinin , onu zayıflatmadığı gibi kaslarını daha da şişirdiğini sanki bunlar dün yokmuş gibi bugün mü anladım yani?

Mutlaka bazı çıkarımlar seçim yoklamaları olmadan yapılamaz ama saydıklarımdan hangisi seçim öncesi bir gizdi?

Diyeceğim o ki adamın kazanacağı belliydi. Bense çok da inanmıyormuş gibi yaparak 2. turu bekliyordum. Ekonomideki ve iktidar partisindeki kötü gidişatın daha etkili olacağını düşünüyordum. Milliyetçi söylemin etkisini, sokaktaki devlet aşkını göremedim. (Fakat burada MHP’nin artan özelliklede Güneydoğu’daki oyunu sanırım kimse göremedi ve hala da hile hurda olması dışında ihtimal sunan bir analize rastlamadım.)

Ya da, yanlışlıkla 4 gün önceden yayınlanan bir simülasyondaki -bugün sonuçlarla eşleşen- oy oranlarını, reisin emrini bekleyen silahlı maganda paylaşımlarını, AA’nın tek kaynak ilan edilişini, MHP’nin aniden filizlenen reis aşkını fazla da ciddiye almadım.

Koca ülke, milyonlarca kişi, saçmasapan bir tiyatroya alet olduk, oynadılar, oynatıldık. Daha en başından bu kadar adaletsiz bir seçim sürecine bu partiler nasıl ‘evet’ dedi? Biz nasıl dedik?

Daha az bakan kör olmak dileğiyle, ne diyeyim..

24 Haziran

Erken seçim ilan edildiğinde aklımdan ilk geçen “medya yok, hukuk yok öyleyse içimde kor gibi yanan bu enayilik hissiyle oy vermenin de bir anlamı yok”, oldu. Kendimce boykot. Sonra İnce çıktı, bir umut dalgası yayıldı. CHP adına saklı bir cevhermiş doğrusu. Diğer yandan, bunca umut tek adam ve lider odaklı yönetim belasından kurtulmak içinse, sahnede henüz gördüğüm bir politikacıya bir ayda hayran oldum demekten kaçınıyorum. Umarım 2. turda da olsa seçilir ve özgürlükleri, çoğulculuğu, liyakatı sisteme taşıyarak kendine hayran bırakır.

Nasıl geçecek bugün?

15 Temmuz Darbe Girişimi

IMG_801815 Temmuz akşamı neredeydik? Evde bilgisayar başında çalışıyorduk. Gündüz çok sıcak olduğundan akşama sarkan işler vardı.

Eş, dosttan gelen endişeli mesajlar üzerine hemen TV’de haber kanalı açtık. İlk gördüğümüz başlık ‘kalkışma’. Kalkışma ne anlamda kullanılıyor hemen çözemedim. Kısa bir süre orduda bazı sesler yükselmiş ama dinmiş de onu izliyoruz diye düşündüm.

Ne oluyor ne bitiyor derken TRT’de bildiri okunmasıyla içime inanılmaz bir keder çöktü. Gözlerim doldu. Evet, başımızda bugün atılan demokrasi çığlıklarını her hareketiyle saat başı yalanlayan bir iktidar var. Ama yine de gün geliyor, yabancı sermaye kaçar korkusundan, oy tasasından, kanuna bir türlü uyduramadığından vs. bir şekilde, azıcık örgütlenip biraz ses yükseltebildik mi geri adım atıyor, biz de hak arayabiliyoruz. 7 Haziran seçimlerinden sonra olduğu gibi, ‘biz nerede hata yaptık’ dedirtiyoruz. Ama askeri yönetim dediğin, karşısında hazır ola geçilmesinden başka neyi kabul eder, kimi takar?

Ve çok daha önemlisi bugün böyle baskıcı, dediğim dedik bir iktidar anlayışı varsa o da en çok darbelerden, muhtıralardan fırsat bulup başka türlüsünü öğrenemediğimizden, asker bastırdıkça karşı sesin daha da gürleşerek geri dönmesi yüzünden değil mi?

İşte ilk anda aklımdan bunlar geçti, gözlerim böyle doldu. Fakat sonra işler terse dönmeye başlayınca, saatler geçip de aslında bunun tüm ordunun değil gerçekten de ordu içinde bir grubun ‘kalkışması’ olduğu netleştikçe sıra geldi başka korkulara:

Alçaktan uçan jetlerin terörize eden sesleri, uçak bomba atar mı, pilot uçağı düşürür mü endişesi, köprüye yakın olduğumuz için sabaha kadar kesintisiz dinlediğimiz tank, tüfek silah sesleri, iktidarın sokağa çıkın çağrısının yol açabilecekleri…

Ve bugün sıcağı sıcağına:

  • Şahsi düşüncem bunun asla saf bir RTE tezgahı olmadığı. 40 yıldır devlet içerisinde yasama, yürütme, ordu her alanda kadrolaşmış Gülen cemaatinin, artık eriyorken, böyle bir hamle yapması ya da ordu içinde Fetocu olmasa bile darbe yanlısı askerlerin olması neden inandırıcı değil? ‘İstihbarat vardır ama ilişmemişlerdir’ düşüncesi hemen aklıma gelmemişti, buna inanırım.
  • Darbenin başarısızlık nedeni olarak en çok ordunun tümüyle ya da çoğunlukla bu işe ‘evet’ dememiş olmasını, belki bazılarının son anda caymasını görüyorum.
  • ‘Halk sokağa çıktı.’ en güçlü argüman olarak, bu girişimin sonrasında algı yönetimi için pompalanıyor. İlk gün sokağa çıkanların konu komşu değil, AKP’nin gönüllü askerleri olduğu şu yazıda çok doğru şekilde anlatılmış. Elif’im göndermiş, ben de şiddetle tavsiye ederim.
  • Başka bir önemli nokta ‘imanlı halk sayesinde darbe olmadı’ pompalaması. Ezanlar, selalar derken camiler 15 Temmuz’da sabahlara kadar susmadı. RTE hala bunu vurguluyor. Demokrasi dinle savunulan?? garip bir şey oldu çıktı. ‘Şey’ diyorum artık. ‘Halkımız darbeyi engelledi’ söylemi git gide ‘müminler engelledi’ söylemine doğru sistemli şekilde kayıyor. Herhalde başkanlığa kadar da böyle sürecek.
  • Bugüne dek başkanlık için eksik kalan, içi doldurulamayan ne varsa, darbe girişimi ile tamamlandı; jetler ve bombalarla engeller yerle bir edilmiş oldu herhalde. Şu an sarayda bayram havası estiğine eminim. Adamın yıldızı da yüksek.

Konu siyaset olduğunda her şeyi de bilemeyeceğimizi, kapalı kapılar arkası olduğunu unutmamak gerek. Sosyal medyayı, basını vs okurken, çoğu haberin-mesajın seçilerek önümüze geldiğini, bir gündemle yazıldığını da kendimize hatırlatmalıyız. Özellikle Twitter’da aklı selim diyebileceğim insanlar bile nedenini çıkaramadığım bir şekilde karamsarlık yayıyor, insanları paralize etmeye çalışıyor. Tıklama, beğenilme için mi? Belki de bir depresyon halidir. Oysa kötümser fikirler değil bilgi yayılmalı. Korkunun en büyük ilacı bilgi.

Son olarak ülkenin bu yollardan geçmesi gerekiyor ki geçiyor. İnsanı, hak, hukuk ve özgürlükleri hiç olmazsa görünürde merkeze koyan bir ülke yönetimi anlayışını oturtana kadar şu çok meşhur ‘sancıların’ çekilmesi şart. Tepeden inince olmuyor işte ve ne yapalım biz cefasını çekenlerdeniz. Ülke tarihi böyle bir şey: Ahmet Ümit yazmış, “İnsan, tarihin rüzgarı karşısında, okyanusa düşmüş bir ceviz kabuğu gibidir.”

1 kasım

gunler

Umut iyi ama ızdırabı çekilecek gibi değil bazen. Önce Gezi sonra 7 Haziran derken öyle bir umutlandık ki seçimin ardından şimdi yerimiz dar geliyor. Güzel günlerin kapısı aralanacak sanmıştık ama daha oralara gelmemişiz meğer.

Hoş şimdi bunları yazarken, ‘seçim sonuçlarına dair başka bir olasılık var mıydı ki’ diye düşünüyor ve tarif etmek için bile o umut dolu psikolojimin izlerini, hiçbir şekilde içimde bulamıyorum. Oysa daha 24 saat geçmedi üzerinden.

Hayatı ciddiye alanın sözü geçsin istersin ama bazen de öyle olmuyor işte. Kalabalıkların güzel insanları, iyi niyeti, hoşgörüyü çarçur etmesinden de sıkıldım, şiddeti, kabalığı, usulsüzlüğü alkışlamasından da.

Doğru bildiğini söylemekten, hak ve hukukta ısrar etmekten başka ne yapabiliriz? Mutsuz da etse, umut etmeyi bırakamayacağımıza göre.

7 Haziran

geziciler

Bu çok özel, kutlu günde aklımdan geçenlerden biri de şu an AKP’li politikacıların kendi aralarında ‘Halkımız beyefendinin geri planda olmasını istiyor, başkanlığını istemiyor.’ diye konuştuğu ve eldeki avantaları kaybetmemek adına uzunu geri plana iteceği.

Çok mu iyimserim? Ama ben de ne zamandır anlayamamaktan, kavrayamamaktan, şaşırmaktan bitap düşmüş haldeyim.

Soma’ya güya taziyeye gidip adam tokatlayan bir başbakan olabilir mi? Embe oğluyla harıl harıl para sıfırlamaya uğraştığı ortaya çıkan biri gerçekten ülkenin tek yöneticisi olmayı düşünebilir mi? 14 yaşındaki bir çocuğun hayaletiyle meydanlarda kavga edilir mi? Ne tür bir ülkede 9 gazete aynı servis manşetle çıkabilir? Belki de ömrünce 3 odalı bir evde oturamayacak olanlar nasıl 1000 odalı sarayı alkışlar? Uludere öyle geniş geniş kürtaja benzetilebilir mi? Gerçekten Yiğit Bulut gibiler mi layığımız?

Demokrasi sadece seçime gitmekmiş gibi bir algı yaratıp, bir ülkede seçim yapılıyorsa başa geçen dilediği gibi at koşturabilir dersen, o attan böyle düşmek de var işte.

Bir yandan da öyle bir hırs, öyle bir ego söz konusu ki, asla bunları bu şekilde okumayacak. Çoktan sarayında ejderha kanatlarını çıkarmış, alevlerini önce kimin üzerine salsın diye kudurmaya başlamıştır. Seçim sonuçları ortaya çıkmaya başladığında, ah keşke şöyle bir kare uğursuz yüzünün aldığı şekli görebilseydik!