hoş geldin 2019

Maja Safström

2015 Seçimleri

melek

Klişeler sıkıcı, gülünç ve biraz da arsız olabiliyor. Ne kadar kaçmaya çalışsak da, kendimizi bacak bacak üstüne atmış, okkalı bir tanesini savururken bulabiliyoruz. Belki gururla belki de hüzünlü gözlerle şöyle diyoruz: ‘Hayat seçimlerden ibarettir.’ Sanırım bu düşünce yaşantımızı kontrol edebildiğimiz duygusunu verdiği için bu kadar popüler. Kulağa hoş geldiği kadar doğru mu acaba?

Beynimizin işleyişini ve karar mekanizmasını anlamaya çalışan ilginç bir çalışma var. Deneklerden bir matematik problemini çözmek üzere toplama – çıkarma işlemleri arasından seçim yapmaları isteniyor. Aynı anda bu kişilerin beyin faaliyetleri de izleniyor. Çalışmanın sonunda görülüyor ki kişiler herhangi bir karara varmadan 4 saniye önce (denek kendini düşünme aşamasında sanırken) beyinde nöronlar çoktan seçim yapma sürecini tamamlamış oluyor*. Yani daha biz bilmeden, beynimizin ne diyeceğimizi bilmesi söz konusu. Bir ben var benden içeri!

Akıl oyunlarının bir diğer ayağı da kendimizi kandırmaya bayılışımız. Yüzlerce iş arasından sadece birinin, hadi ikisinin hakkını vermeye ömrün yetmesi ya da birkaç milyarlık dünya nüfusuna rağmen yalnızca aynı binaya denk geldiklerimizi tanıyabilmemiz, hüzünlü hikayelerimize bir iki örnek. Buradan bakınca denizde, dümensiz bir sal üstünde herhangi bir kıyıya sürüklendikten sonra, ‘bu kıyıda inmeyi ben seçtim’ demeye benziyor seçimlerimiz.

Öyleyse hayatımız seçimlerimizden ibaret değil, hayatımız sadece farkındalığımız kadar. Nerede olursak olalım, ne yaparsak yapalım eldekinin kıymetini bildiğimiz ve başa geleni çekebildiğimiz kadar varız. Biz ne yöne saparsak hayat o doğrultuda etrafı şekillendiriyor ve olabileceklerin en iyisi zaten oluyor. Geçmişe şöyle bir baktığımızda o günün şartlarında ne kadar gurur duyduğumuz tercihlerimizin başımıza ne dertler açtığını ya da hiç istemeyerek, zorla, gönülsüzce el attıklarımızın ne kadar ballı börek bir hale dönüştüğünü de görebiliriz.

* Predicting free choices for abstract intentions

Kamboçya, Phnom Penh’de Yeni Yıl

fcc

Phnom Penh’de yeni yılı karşılamak için FCC, nehir manzarası ve lezzetli yemekleri ile iyi bir seçim oldu. Restoranda saat 19.00’a kadar ‘happy hour’ imiş (bir alana bir bedava); ilk içkilerimiz çifter çifter geldi. Rezervasyonsuz gitmemize rağmen yer bulduk ama biz biraz erkenciydik. Akşamın ilerleyen saatlerinde barda masa beklemek zorunda kalanlar olduğunu gördük.

yol

Yemeğin ardından biraz kalabalığı ve duran trafiği izleme keyfi yaptık. Bütün şehir, nehir kenarına akın etmekteydi.

yilbasi

baloncu

Sahil iyice dolunca, kalabalığın arasına karışma vakti geldi. Sahili boydan boya turladık. Aslında Kamboçya, yeni yılı Tayland’da olduğu gibi, ay takvimine göre Nisan ayında kutluyor. Bu yüzden yılbaşına özel geleneksel herhangi bir tören yoktu. Şehirdeki turist sayısı da nispeten düşük olduğundan yılbaşı öncesinde de süslemeydi, alışverişti, herhangi bir yeni yıl çılgınlığı yaşandığına şahit olmadık. Aslında 31 Aralık’ta Phnom Penh’i turlarken, hangi günde olduğumuzu bilmesek, ‘bugün yılbaşı’ demek zor olurdu. Belli ki özel bir gün için toplanılmış ama ne; soru işareti olarak kalırdı herhalde.

tutsu

Sahildeki türbelerin önünde yeni yılı dualarla karşılayanları izledik, tütsü yakıp ibadet ettiler.

phnompenhriver

Saat 12’yi geçtiğinde kalabalıktan önce bir uğultu ardından alkışlar yükseldi. Büyük bir kalabalıktan aynı anda mutluluk nidaları yükselmesi bence her zaman coşku verici, kayıtsız kalmak imkansız. Biz de birden çok sevindik yeni yıla girdik diye.

havai

Az bir gecikmeyle sahilin ilerisindeki bir noktadan havai fişek atılmaya başlandı. Sahil boyunca havai fişeklerin patladığı, Bangkok ya da Singapur’dan örnek alınan kutlamalar acaba hangi yıla denk gelecek? Aklımdan geçmedi değil.

people

Havai fişek atılmaya başlanması ile birlikte bir an için duran trafik, gösteri biter bitmez kaldığı yerden kördüğüm olmaya devam etti. Biraz yürüyüp öyle tuk-tuka bindik.

Yeni yılı yeni  bir şehirde karşıladık, bol seyahatli bir yıl olmaya devam etsin 🙂

2011 Rapor

‘2011’de neler oldu ve 2012 ile ilgili öngörüler’ silsilesi dünya çapında başladığına göre ben de henüz Aralık yeni başlamışken bir 2011 raporu vereyim dedim. Aslında son derece ‘gün doğmadan neler’ doğar insanı olduğum için dilerim Aralık ayında böyle bir not aldığıma pişman olacağım kadar güzel 2011 haberleri olur. Evet, istemenin sonu yok.

2011 notları arasında görüldüğü gibi kalkıp Tayland’a gelmemiz epey bir öne çıkmış durumda. Şimdiye dek iki ülke daha gördük. Daha fazlasını planlamıştık ama planlarımız her zaman tutsa hayat pek zevkli olmazdı, değil mi?

Bunun dışında elbette başka pek çok şey oldu, benim çapımda, ülke çapında ve tabii dünya çapında neler neleeer oldu. Tuhaf bir rapor olmaya başladığının farkındayım ama kendi çapımla ilgili Tayland’a gelmekten çok daha vurucu anlar da yaşanmış olması ihtimaline karşın iş blog yazmaya gelince, burası yeri değil hissine kapılıyorum. Aslında artık öyle bir çağda yaşıyoruz ki, insanlar bırak blogları, kameralar önünde hayatlarını sergiliyorlar.  Yine de tutuklar kategorisindeyim işte.

Belki en fazla söyleyebileceğim bu yılın bıraktığı tortu fena değil gibi hissediyorum. Mesela bir kahve falı olsa sanmıyorum ki ‘için kararmış’ densin. Bu da iyi bir şey. Ben belki kelimelere çok güzel dökemiyorum ama hayatla ilgili nefis bir film tavsiye ediyorum ki, bu yıl izlediğimiz filmler arasında bize göre en güzeliydi. İşte bir 2011 notu daha: Terrence Malick’in yönettiği The Tree of Life. Yer yer sabır gerektiren bölümlerine karşın, tamamdır. Malick, evrene kıyasla ne kadar küçük olduğumuzu ama nasıl da kendimizi merkeze yerleştirdiğimizi ve ‘hayat’ mücadelesini filmleştirmeyi başarmış.

Özetle diyeceğim, başladığımdan farklı bir noktaya geldim ama,  gelecek yıl üzerine kafa yormak daha iyi. Bu rapor işinden vazgeçtim ben.